Mart, 2007 için arşiv

D@bbe (2006)

D@BBE; Türk Sineması daha kötüsünü yapana kadar, en kötüsü bu! :D

İlk kez Araf‘ ı izlediğimde kurmuştum bu cümleyi ama bu filmi izleyince, fikrim tamamen değişti.

Filmin sitesinde şöyle bir yazı var;

Filmin senarist ve yönetmeni HASAN KARACADAĞ’ın Genetik uzmanı ve eski fizik olimpiyatları şampiyonu olduğunu düşünürseniz ve de Japon korku sinemasında çok önemli başarılar yakalamış olduğunu da hesaba katarsanız D@bbe’nin korkunçluk derecesini tahmin edebilirsiniz…”

Burada bir yanlışlık var; filmin “komedi derecesini tahmin edebilirsiniz” deselermiş, anlardım ama bu cümle, bir hayli talihsiz olmuş. “Genetik uzmanı ve de eski fizik olimpiyatları şampiyonu” olmasının Sinema Sanatı ile ilgisini ise kuramadım, kuran varsa beri gelsin. Bence fizik dersinde öğrendiklerini aktarırken, çok temel kuantum hatalarını da yapmış, kuantumun bu yorumunu Heisenberg ya da Feynman görse ne derdi, çok merak ediyorum açıkçası..
Okumaya devam edin ‘D@bbe (2006)’

Perfume: The Story of a Murderer (2006)

Perfume: The Story of a Murderer’i, Patrick Süskind’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlamış Tom Tykwer. Kitabı okuyanların bir çoğunun filme uyarlanması zor bir roman olduğu görüşünde birleştiği roman için Kubrick de “Filme uyarlanamaz.” diyenlerdenmiş. Koku duyusuyla var olmuş bir karakter üzerine kurulu bir metni sinemaya aktarmanın zorluğu bir yana, Tom Tykwer metni hayranlıkla sahiplenen okurların baskısını da filmi çekmeye başladığından beri hissetmiş. İlk itiraz Grenouille karakterini oynayacağı açıklanan Ben Whishaw’ın bu rol için fazla yakışıklı olduğu yönündeymiş.
Okumaya devam edin ‘Perfume: The Story of a Murderer (2006)’

Zeki Demirkubuz Sineması

1964 yılında Isparta’da doğan Zeki Demirkubuz, İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. Sinemaya 1985 yılında Zeki Ökten’in asistanı olarak başladı ve 1993 yılına kadar bir çok yönetmene asistanlık yaptı.

1994 yılında ilk uzun metrajlı filmi ‘C Blok’u gerçekleştirdi. Ardından 1997’de ‘Masumiyet’i, 1999’da da ‘Üçüncü Sayfa’yı çekti.

Senaryosunu yazdığı, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği 2001 yapımı ‘Yazgı’ ile 38. Antalya Film Festivali’nde ‘En İyi Yönetmen’ seçildi. Ayrıca film ‘En İyi 3. Film’ seçilirken, Bahar Evgin’e ‘En İyi Sanat Yönetmeni’ ödülü, filmin oyuncularından Serdar Orçin’e de ‘Jüri Özel Ödülü’ verildi.

(http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=1211)

Imdb linki: http://www.imdb.com/name/nm0218547/

Türk Sineması Veri Tabanı’ndan ayrıntılı bir çalışma: http://www.sinematurk.com/kisi.php3?kkodu=2452

TÜRKİYE’DE TRAGEDYANIN ÇAĞDAŞ YARATICI YÖNETMENİ: ZEKİ DEMİRKUBUZ

Türkiye’de 90′dan günümüze belli başlı yönetmenler ve filmleri şunlardı: Daha çok genç yönetmenlerin gişe başarısı elde eden popüler filmleri, eski kuşakların filmleri, kadın sinemacıların (her zaman kadın odaklı olmayan) filmleri, sol filmler ile islami filmler (en geniş anlamda politik filmler), bir de genç yönetmenlerin bağımsız filmleri. Kuşkusuz bunların arasında genç yönetmenlerin şimdiye dek çektiği bağımsız filmler en çok ses getiren ve en çok ödüllendirilen filmler oldu; ama yakın tarihli bir olgu olması nedeniyle yeterince tartışılmadı. Rıza Kıraç’ın “kaybedenlerin hikayeleri” olarak betimlediği bu filmlere yolu 1990 öncesinde iki başarılı film, Anayurt Oteli (Ömer Kavur, 1986) ve Her Şeye Rağmen (Orhan Oğuz, 1987) açmıştı. Bu yolda ilerleyip her biri farklı bir tarz oluşturan yönetmenler Derviş Zaim, Nuri Bilge Ceylan, Yeşim Ustaoğlu, Serdar Akar’la birlikte diğer yeni sinemacılar, Ferzan Özpetek (her ne kadar İtalya’yı haklı nedenlerle yeğlese de) ve elbette Zeki Demirkubuz’du.

Okumaya devam edin ‘Zeki Demirkubuz Sineması’

Türk Filmleri Sözlüğü

AGAH ÖZGÜÇ
TÜRK FİLMLERİ SÖZLÜĞÜ
1914-1996
İNDEKS
Hazırlayan:
Sadi Konuralp

NOT
Bu indeks hazırlanırken film adlarının Türkçe kurallarına göre tekrar düzenlenmesi gerekmiştir; örneğin Zeynebin Gözyaşları filmi indekste Zeynep’in Gözyaşları, yine aynı şekilde Sendemi Leyla? filmi indekste Sen de mi Leyla? olarak yer almıştır. Tabii Şepkemin Altındayım gibi özel durumlarda filmlerin adına dokunulmamıştır. Filmlerin diğer
adları parantez içinde belirtilmiş ve bunun yanı sıra bu adlar da indeks içinde yer almışlardır. Film adından sonra parantez içinde filmin yapım yılı da ayrıca belirtilmiştir. Koyu ve Romen rakamı ile yazılan rakamlar cilt numarasını, normal puntoyla yazılan rakamlar ise sayfa numarasını vermektedir.

http://www.iletisim.bahcesehir.edu.tr/arsiv/docs/507.pdf

indir Türk Filmleri İndeksi (1914-1996)

Türk Sineması Kısa Tarihi

Arkadaşlar aşağıya www.turksineması.com adresinden derlediğim Türk Sineması’nın gelişimi üzerine bir yazıyı aktarıyorum.

Amacım sitemizde Türk Sineması üzerine tarih dizinsel ve kuramsal yazıları içeren bir platform oluşturmak. Bunun için farklı kaynaklardan pek çok metin buraya aktarılabilir. Böylece Türk sineması üzerine derli toplu ve nitelikli bilgiye ulaşabiliriz.

Yukarıda bahsi geçen tipteki yazıların dışında gerek tek tek filmler gerekse yönetmenleri bazında değerlendirmeler içeren yazılar da bu başlık altında yer alabilir. Örneğin dün akşam TRT 1′de Yavuz Tuğrul’un Muhsin Bey’ini izledim ve onunla ilgili bir takım bilgileri derleyip buraya aktarmayı düşündüm. Zaman içerisinde eğer yönetmenlere ilişkin veriler yeterince birikirse bunlar ayrı başlıklar altında da toplanabilirler.

TÜRK SİNEMASI DÖNEMLERİ

Kuşkusuz, her ülkenin bir sinema tarihi vardır. Bu, elbette belgelerle saptanır. O yıllardaki adıyla sinematograf, yani sinemanın dünya üzerindeki resmi tarihi belgelere göre 22 Aralık 1895 olarak bilinir. İki Fransız genci Louis ve Auguste Lumièr kardeşlerin Paris’te Capucines Bulvarı’ndaki Grand Cafe’de düzenledikleri bir gösteriyle dünya sinemasının resmi tarihi doğar.

Sinemanın Türkiye’ye girişi ise çeşitli kaynaklara göre Yıldız Sarayı’nda ve halka açık gösterilerle başlar. Örneğin, Romanya uyruklu bir Polonya’lı Sigmund Weinberg’in Galatasaray dönemindeki Sponeck adlı birahanenin salonunda düzenlediği halka açık film gösterisi, bu konuda en sağlam kaynaklardan biridir. Ve bu film gösterisinin tarihide 1897′dir.

1914
1908 yıllarından başlayarak çeşitli kentlerde halka açılan sinema salonları, gösterilerini yabancı uyruklu ve Türkiye’de ki azınlıkların egemenliğinde sürdürürken devreye Cevat Boyer’le Murat Bey’ler girer. Ve Şehzadebaşı’nda Milli Sinema adı verilen “ilk Türk sineması” açılır (19 Mart). Ardından, İstanbul Sultanisi’nde film gösterileri düzenleyen Şakir Seden’le Fuat Uzkınay, Sirkeci’de lokantacılık yapan Ali Efendi’yi (Öztuna) ikna ederek ikinci Türk sinemasının açılmasını sağlarlar (6 Temmuz). Ve sinemaya Ali Efendi adı verilir. Çünkü Ali Efendi, bu kuruluşun asıl büyük hissedarları olup, Şakir ve Kemal Seden kardeşlerin de amcalarıdır.
I.Dünya Savaşı’nın başladığı günlerde yedek subaylığını yapan Fuat Uzkınay, Türk sinema tarihinin ilk filmini çeker. Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı adını taşıyan ve tarihi anısı olan bu film, 150 metre uzunluğunda bir belgeseldir. Ve işte 14 Kasım 1914′le Türk sinemasının gerçek doğum tarihi gerçekleşir.
Bir yıl sonra (1915) Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın emriyle Merkez Ordu Sinema Dairesi kurulunca, Türkiye’de sinemayı tanıtma konusunda büyük katkıları olan Sigmund Weinberg de bu kurumun başına getirilir. Yardımcısı da Fuat Uzkınay’dır. Weinberg, savaşla ilgili ve Türkiye’yi ziyarete gelen imparatorların gezi belgesellerini çekerken, bu ara Enver Paşa’yı ikna edip öykülü uzun film denemesine de girişecekti.
Dönemin en çok tutulan tiyatro oyunu Leblebici Horhor’u çekmeye başladıktan bir süre sonra, oyuncularından birinin ölmesiyle film yarım kaldı. İkinci öykülü filmi olan Himmet Ağanın İzdivacı’nın ise oyuncuları Çanakkale Savaşı nedeniyle askere alınınca, bu denemesi de ilkinin akıbetine uğradı. Ancak, Ordu Sinema Dairesi Başkanlığı’na getirilen Fuat Uzkınay, yarım kalan Himmet Ağanın İzdivacı’nı savaştan sonra (1918) tamamladı.

Not: Yazının devamı için ekteki .pdf dosyasını indirebilirsiniz.

indir Türk Sineması Kısa Tarihi

Yazar morrison

Sonraki Sayfa »